13 Temmuz 2008 Pazar

Mehmet Özyurt

Arkadaşımız Ahmet Özer Bey, Mehmet Özyurt merhumun örnek ve ibretlik hatıralarını derleyip istifademize "Meçhul Bir Kahraman / Mehmet Özyurt" isimli kitabı ile sunmuş. Hayatını, kader örgülerini, fedakârlıklarını, cefakârlıklarını bu eserde görebiliriz.

11 Şubat 1983 Cuma akşamı Ahmet Akdoğan'ın evinde Mehmet Özyurt ve arkadaşları sohbet için toplanmışlardı. "Tac" isimli hadis kitabından bir parça okuyordu. Birden çekilmiş silahlar ve kaldırılmış tetiklerle polisler tarafından baskın yapıldı ve "Kıpırdamayın! Kıpırdayan beyninden kurşunu yer!" naraları atıldı. Sonra hiçbir tepki göstermeyen bu topluluk emniyete götürülüp hücrelere atıldı. Birkaç gün sonra daha başkaları da evlerinden alınıp getirildi. 19 günlük hücre hayatında işkence uygulandı. Bilhassa Mehmet Özyurt ile M. Ali Şengül'e.

Serbest bırakılıp evine geldikten sonra bilhassa Mehmet Özyurt Hoca'nın sırtının derileri parça parça döküldü... Ayaklarının altındaki derileri perişan olmuştu, bu vefatına kadar devam etti. Hapisten çıktıktan sonra yaklaşık iki ay kadar namazlarda rûkuâ ve secdeye giderken çok zorlandı. Eskiden secdeden elleri dizlerinin üstünde kalkan Mehmet Hoca, içeriden çıktıktan sonra uzun süre secdeden kalktığında oturuyor, kıyama bir yerlerden destek alarak kalkabiliyordu.

Mahkeme, tutuklama kararı vermediği halde 1402 sayılı yasaya dayanarak Mehmet Özyurt Hoca'nın görevine son verildi. 12 Eylül 1980 darbesinin tesiri devam ediyordu.

Bunun üzerine Mehmet Özyurt Hoca, Diyarbakır'a gidip bir kitabevi açtı. 17 Temmuz 1986'da Hürriyet "Kara Tehlike-İrtica... Şeriatçı hoca öğrencilere kanca attı" diye manşet attı. Hürriyet gazetesinin bu haberi üzerine Mehmet Özyurt Hoca'yı Diyarbakır Cezaevi'ne kapattılar.

DGM Savcısı, davacı ve iftiracı M. Yavuz'a "Bunlar ne yapıyorlardı?" diye sordu. "Efendim evde sarık ve takke ile namaz kılıyorlar, şalvar giyiyorlar." dedi. Savcı "Sen bunların İslam Cumhuriyeti Devleti kuracaklarını iddia ediyorsun, namaz kılmanın devlet kurmakla ne ilgisi olabilir?" diye sordu. Onun çok tutarsız sözlerinden dolayı, Mehmet Hocaların salıverilmelerini o öğrenci M. Yavuz'un tutuklanmasını istedi. Tutuklanınca Mehmet Hocalar M. Yavuz'a "Bizden ne kötülük gördün de bizi şikâyet ettin?" dediler. O da "Ben sizden hep iyilik, yardım gördüm. Ama sıkıntıda kalmıştım. Hürriyet'in muhabiri bolca para vererek aceleyle bana bir kağıt imzâlattı. Ben böyle bir şey olacağını kestirememiştim." dedi.

Sonunda Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi beraat kararı verdi. Fakat düzmece balonlarla zavallı, suçsuz insanları süründürüp cezaevinde aylarca ızdırap çektirip mağduriyete sebep olan gazete bu beraat kararının haberini vermedi.

Diyarbakır'dan Gaziantep'e gidiyorlardı. Üç arabalık konvoydan Mehmet Özyurt Hoca, Sakıp Ayhan, Sıddık Berk, M. Aslan birinci arabada idi. İkinci arabada A. Nakipoğlu, İbrahim Çelik, Hasbi Hoca, Bayram Acar ve M. Fırat vardı. Bir ara önde giden arabayı M. Özyurt Hoca durdurup arkadaki arabaya geçti. M. Fırat da öne geçti. Beş dakika sonra karşıdan süratle gelen bir tanker birinci arabayı kıl payı değmeden geçip arkadaki arabaya vurdu. Pestile döndürmüştü. Yardıma gelen birinci arabadakilere polisler "Araba infilak edecek, sakın yaklaşmayın!" diye ikaz ettiler... Gerçekten yangın çıktı. Rahmetli Mehmet Özyurt'un sağ kolu duruyordu ve şehadet parmağını kaldırmıştı!.. Hepsi de vefat etmişlerdi... Allah rahmet eylesin...

Merhumu vefatından sonra rüyada görenler, hatta uyanıkken âşikâre görenler mevcut...

M. Ali Şengül Hoca diyor ki: "Bir konferans için Avustralya'da bulunuyordum, bir gece rüyamda Mehmet Özyurt Hoca'mı gördüm. Bana 'Seni almaya geldim.' dedi. 'Hocam biliyorsun Avustralya'dayım. İzinsiz, istişaresiz cennete bile olsa girmeyiz.' dedim. 'Doğru söylüyorsun, özür dilerim.' deyip döndü. Ertesi gün süratle giderken tünelin içinde arabamız doksan derecelik bir dönüş yapmaya kalktı ve tünelin duvarına asılı kaldı, devrilseydik bir TIR'ın altında ezilecektik."

Daha pek çok hatıra için sizleri kitapla baş başa bırakmak istiyorum.

Abdullah Aymaz - 22 Haziran 2008 Pazar, Zaman

7 yorum:

ibrahim dedi ki...

d.bakır'da görev yaptığı zamandı sanırım.bir ayın 22 -23 günü dışarıda hizmet yapıyor.6-7 günde d.bakır'da kalıyordu.yani anlayacağımız bir ay içerisinde ailesine 1 ya da 2 SAAT vakit ayırabiliyordu.hal böyle olunca ailesi kıt kanaat geçinebiliyordu.birgün bunun farkında olan bir abi meyve sebzelerden oluşan erzaklarla m.özyurt abinin evine ziyarete gidiyor ve o aldığı erzakları m.özyurt abinin hanımına takdim ediyordu.bunun üzerine m.özyurt abi ''neden böyle bişey yaptın,6 aydır ailem meyve yemiyor şimdi alışırlarsa ben nasıl tedarik ederim''diye erzakları getiren abiye söyledi.nasıl bir fedakarlık,nasıl bir inanış.iki çocuğu var bu mUhterem abinin biri sabahçı diğeri öğlenci olarak okula gidiyordu ama sadece bir çift ayakkabıları vardı.sabah çı olan evladı okuldan geliyor öğlenci olan evladı kardeşinin ayakkabısını giyerek okula gidiyordu.Allah rızası için söyleyin hangimiz bu kadar Allah'a teslimiyet içerisinde dinimizi yaşayabiliyoruz,hizmet edebiliyoruz.ben anlayamıyorum müslüman bir devlette yaşamamıza rağmen böyle fedakar insanlar işkencelere maruz bırakılıyor.eğer ki Allah bizleri helak etmiyorsa m.özyurt abiler gibi Allah dostlarının hürmetinedir.Rabbim m.özyurt abimize gani gani rahmet eylesin,makamını yükseltsin,o'nu Efendimize komşu eylesin ve biz günahkar kullarınıda O şerefli insanların şefaatine mazhar eylesin(amin)

emre dedi ki...

güzel insanmış

emre dedi ki...

güzel insanmış

emre dedi ki...

hocam bana kitaap yollayın lütfen

emre dedi ki...

mekanı cennet olsun

Mehmet dedi ki...

Allah senden razı olsun.Mekanı cennet olsun...

recep dedi ki...

Rabbim mehmet Özyurt hocadan sonsuz memnun olsun. onu diyarbakırda tanıdım. ömrü allah yoluna hizmetle geçmiş güzel bir mümindi.adanmışlığın timsali bu gibilerin sayısının artmasını dilerim. recep uzun